Google
 

« Önceki |

2/8/2007

2/8/2007

YOL

 

Kendine yorma herşeyi ..
Kendi için güzel, iyi …
Zorlamadan mesafeyi,
Yolları sıkmadan yürü !

Hükmü mü var boyun, enin ?
İçten açıksa yelkenin
Yollar içindedir senin …
Yollara çıkmadan yürü !

Hiç kıyılır mı basmağa
Laleye, güle, zambağa …
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !

Sormadan Aslı semtini
Doldur ışıkla testini ..
Yen bu güreşte kendini ;
El seni yıkmadan yürü !

Bir şakadır sıcak, soğuk …
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen - yine - bıkmadan yürü !

Ellere örtü gömleğin ..
Gölge kuşan, güneş giyin ..
Kuytularında isteğin
Şimşeği çakmadan yürü !

Ufka düşen karaltıda
Bir gibidir yapıyla dağ ..
Çevre karanlık olsa da
Lambanı yakmadan yürü !

Uyku ne uykusuzluğa ?
Korku ne korkusuzluğa ?

Artık, alış susuzluğa;

Artık, acıkmadan yürü !

Söyle : yerin ne Asya’da ?
Kaldı kalıntın ortada ..
Bekleyenin yok arkada ..
Arkana bakmadan yürü !

Yolcu kıyar mı basmağa
Laleye, gülle zambağa ..
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !

( Kubbe-i Hadra )

21/7/2007

Recep Ayı

Receb, tazim ve saygı anlamına gelir, îslâm öncesi Araplar Receb ayına ayrı bir ehemmiyet verirler, saygı gösterir ve şanını yüceltirlerdi. Receb ayı gelince kılıçlar kınına sokulur, oklar torbalarına yerleştirilir, derin ve kanlı husumetlerin üzerine geçici de olsa bir sükûnet örtüsü çekilirdi. Artık o gürültülü ve korkunç çöller tatlı bir huzurun baharına dalar, her taraf bir güven ve selâmet sahasına dönerdi. Öyle ki, bu ayda bir kimse babasının katiline rastlasa bile başını kaldırıp kaşına bakmazdı. Bu aya "sağır ay" denilmesi de sükûnet mevsimi olmasındandır.

Receb ayına sağır denmesinin bir başka anlamı da şöyle ifade edilir: Bu ayın bereketi hürmetine, bu ayda işlenen günah ve hataları manen bu ay duymamakta, mü'minlerin sadece ibadet ve sevaplarına şahitlik etmektedir. Böylece Cenab-ı Hak mü'min kullarının bu ayda işlemiş oldukları günahları bağışlamaktadır.

İslâmiyet gelince de Receb ayına mahsus olan saygı devam ettirildi. Bilhassa Regaib ve Mi'rac gibi tecellilerle şereflendirildi.
Resul-i Ekrem Efendimiz dualarında, "Allahım! Receb'i ve Şâban'ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan'a ulaştır " buyururlardı. (2)

Receb'e, "recm ayı" da denir. Buna göre, mü'minlerin eziyet ve zahmet vermemesi için şeytanlar bu ayda taşlanır, kovulup uzaklaştırılır.

Receb ayına "mutahhar" denmesinin sebebi, bu ayı oruçlu geçirenlerin günah ve hatalarından temizlenip paklanmasıdır. Receb ayının Peygamberler tarihinde ayrı bir yeri vardır. Meselâ, Nuh Aleyhisselâm ve kavmi Receb ayında gemiye binmiş ve tufandan kurtulmuşlardır.

Receb ayı Hicrî ayların yedincisi ve Ramazan'dan iki ay öncesidir. Fazileti bakımından ayrı bir yeri vardır. Regaib ve Mi'rac gibi mübarek geceleri içinde bulundurması faziletini daha da arttırmaktadır. Ayrıca, Kur'ân'da haram ayları olarak geçen dört aydan birisi olması, Müslüman kalblerdeki yerini bir kat daha daha artırmıştır.
Receb ayı, "üç aylar" olarak bilinen mübarek bir mevsimin ilk ayıdır. Bu aylara "çok sevaplı ibadet ayları" diyen Bediüzzaman, onların kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından, mü'minlerin önünde nasıl bir kademeli yükseliş vesilesi olduklarına şöyle işaret eder:

"Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar." (3)



Buna göre Receb ayında işlenen ibadet, edilen iyilik, yapılan hizmetlerin manevî ecri ve sevabı bire yüz verilmektedir. Bunun için mü'minler bu aydaki nasiplerini arttırmak maksadıyla daha çok gayret sarf ederler. Hayır ve hasenata biraz daha ağırlık verirler.

Bazı hikmet ehli âlimler Receb ayı hakkında şu yorumları getirmişlerdir:

Receb eza ve cefâyı terk içindir, Şaban amel ve vefa içindir, Ramazan sıdk ve safa içindir.

Receb tevbe ve pişmanlık ayıdır, Şaban muhabbet ayıdır, Ramazan kurbet (Allah'a yakınlık) ayıdır.

Receb hürmet ayıdır, Şaban hizmet ayıdır, Ramazan nimet ayıdır.

Receb ibadet ayıdır, Şaban dünyanın safasını terk etme ayıdır, Ramazan ibadetlerin mükafatını artıran aydır.

Büyük tasavvuf ehli Zünnün Mısrî der ki:

"Receb ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer." (4)

Receb ayının diğer aylardan farklı bir ibadeti de oruçtur. Mümkün mertebe bu ayda daha fazla oruç tutulmaya çalışılır. Ebû Davudta, hiç ara vermeden devamlı surette oruç tutan bir zâta Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselamın bazı tavsiyelerden sonra şöyle buyurduğu rivayet edilir:

"Haram aylarından bazısını tut, bazısını bırak, haram aylarda tut ve bırak, haram aylarda tut ve bırak." (5)



Hadisin devamında ravî olan Şahabı şöyle demektedir:
"Resulullah 'tut' dedikçe, üç parmağını yumdu, 'Bırak' deyince de üç parmağını bıraktı." Böylece Peygamberimizin o zata, "Üç gün tut, üç gün ara ver" dediği anlaşılıyordu.

Bilindiği gibi haram ayları, "Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb" aylarıdır.

Receb ayında devamlı olarak bir ay boyu oruç tutmanın uygun görülmeyişinin sebebi, Receb ve Şaban aylarının Ramazan ayına benzemesinden kaçınılmasıdır. Çünkü hiç kesintisiz bir ay boyunca oruç tutmak sadece Ramazan ayına mahsustur. Hattâ Receb ayında bir ay süresince oruç tutmanın mendup bile olmadığını söyleyen İmam Gazâlî ve İbni Kayyim el-Cevzî gibi müçtehidler, Ramazan ayına benzememesi için diğer aylardan farklı olarak Receb ayında devamlı bir ay boyu oruç tutmayı mekruh görürler. (6)

Diğer aylarda nasılsa, Receb ayında da ayın ortasında veya belli günlerinde, yahut üçer gün ara vermek suretiyle oruç tutulması tavsiye edilmektedir. Görüldüğü gibi Receb ayında tamamen oruçlu geçirme hususunda bir hadis ve rivayet yoktur. Üç ayları hiç ara vermeden tutmak sünnet ve müstehap da değildir, sadece sâlih zatların güzel bir âdetidir. Receb ayını tam olarak tutanlara "Tutma" denilmez, ama fıkhı olarak da hükmünü belirtmek gerekir.

Bu arada Ramazan ayında bozmuş olduğu bir oruçtan dolayı kefaret orucu tutmak isteyenler için Receb ve Şaban ayı iyi bir fırsattır. Receb ayının birinci gününden itibaren hiç ara vermeden Şaban ayı da dahil olmak üzere iki ay üst üste oruç tutarsa tam bir kefaret borcunu ödemiş olur. Peşinden Ramazan ayının orucu da geleceğinden böylece üç ay boyu, bir gün dahi yemeden oruç tutmuş olur. Bu durumda oruç borcunu öderken aynı zamanda sevap hazinesini de doldurmuş ve geliştirmiş sayılır.



Madem Receb ayı günahların affedildiği aydır. Bağışlanmanın yolunu ve istiğfarın nasıl yapıldığını bilmek gerekiyor. Rivayete göre şu istiğfar duasını Receb ayında yedi kere okuyan kimsenin günahları affolunmaktadır.

"Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ ."



Mânâsı: "Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir ." (7)

Üç aylar birer dua ve niyaz mevsimidir. En güzel duaları başta sahabiler olmak üzere İslâm büyüklerinden öğreniyoruz. Hz. Ali'nin Receb ayında şu şekilde dua ettiği rivayet edillir:

"Allahım, salat eyle Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamın üzerine; hikmet yıldızları ve devamlı nimet ve ismet kaynağı ehl-i beytine.

Allahım, beni her türlü kötülükten koru. Beni unutkan etme ve gaflet üzerinde bırakma. Sonumu da hasret ve pişmanlıkla bitirme. Benden razı ve hoşnut ol. Senin mağfiretin zalimler içindir, ben de nefsime zulmettim.

Allahım, beni bağışla, beni bağışlamakla Sana bir zarar gelmez. Bana nimetlerini ihsan et, bana vermekle senin ihsanın azalmaz. Senin rahmetin geniş ve boldur. Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.

Allahım, bana sıhhat ve afiyet ver. Güven ve huzur ihsan eyle. Şükür ve takvaya ulaştır.

Allahım, Senden sabır ve doğruluk istiyorum. Bana işimde kolaylık ver. İşlerimi güçlükle gördürme. Aileme, çocuklarıma ve kardeşlerime iyilik ve ihsanda bulun. Onları mü'min ve Müslümanlardan kıl ve bu şekilde dünyadan ayrılmalarını nasip eyle."

 
Bazı Selef büyükleri de Receb ayı gecelerinde şöyle dua etmişler:
"Allahım, Sana mahzun gönlümle, isteklerini kabul buyurduğun dostlarının duası ile niyaz ediyorum. Zatına eriştirdiğin ve Senin rızanı isteyenlerin dili ile Senden talep ediyorum. Umarım Senin ululuğundan, Seni bileyim ve kulluk edeyim.
Yâ Rab, bu gecenin rahmet ve bereketinden sevap ve mükâfatından beni nasiptar et.

Allahım, kullarından istediğine, istediğini verirsin, kim Seni onlara ikram etmekten alıkoyabilir? Ben fakir ve âciz bir kulum. Fazl ve kereminden nimetlerini ümit ediyorum. Sana sığınırım ve ancak Senden yardım dilerim

Yüce Mevlam, bu gece kullarına çok rahmet ve bereketini döker, saçarsın. Allahım, Sana yalvaran dilleri, Sana kalkan elleri boş çevirme. İyilik ve yardımınla faydalandır bizi. Nimetlerinle donat hepimizi.

Allahım, salât eyle Muhammed ve evladına, eşlerine ve dostlarına, bitip tükenmeyen rahmet ve bereketinle. Yâ Rabbe'l-Âlemin!"

1/7/2007

uyanış

Bir bahar...Soğukların sabahıydı nar'a düştü gönlüm..
Okyanuslar içinde bir durdum, binlerce döndüm..

Bir rüya,bir haykırış ve binbir nefesle..
Yüreğim güvercin eyledim ufacık bir kafesle

Bir seda yükseliyordu tüm nesneden her anı hakikat
Anla artık.. Anla ve hakikate buyur biat

Gel diyordu bir çağırış bulutların da ötesinden...
Gel...hesapsızlar çağından,ölümün ensesinden...

Korkuyorum sanki şimdi kopacak ortasından tüm beşer...
Şeytan ise sağımda bırak kopsun!!! boşver

Bir kaygı...nasıl boşvereyim..bak beni çağırıyorlar...
Hak kelamı bu...Melekler durmuş...bana ağlıyorlar

Bir zulüm...Beynimin penceresinden dünyaya açılan yerde
23 yıl yaşadım...Gözlerimin önünde perdeyle...

Tanıdım bu sedayı...Annemin gözlerinden...
Aynalarda nasıl görmem...O'nu kendi yüzümden...

Bir seferle haydi gönüller ülkesinin başkentine...
Dualarla gidiyorum,sevdalılar şehrine...

Bir dilek...Allahım affet göremedim önümü..
Sen gösterdin bir sabah bulamadığım yönümü

Bir kıyas...bugünü yarından ayıracak
Artık bu yoldur yolum...hani... kim ayıracak...

Korkuyorum bir türkü tutturmuşum dilimde
Gözlerimde umut var...Kur-an'ı Kerim elimde...

Faruk ŞAHİN 25-04-2007

Perdeler kardeşim...Gözlerinin önünde...
Allah affeder seni...
Kaldır perdeni...
Gel...

 

 


Faruk ŞAHİN

1/7/2007

Çanakkale'de olmalıydık

Bir yar vardı...bir de yara....
Vatan'a kurban edilecek bir yiğidin başına sürülmek üzere bir avuc da kına....
Bir Anne vardı....Bir de Baba....Elleri öpülesi....
Gidilecek bir de yol vardı...Uzun mu uzun.....
Uğruna canlar verilecek bir de Vatan Vardı.....
Vatana aşık olmak zamanıydı bu vakit...
Sağ kolunu düşman bombalarına kaptırmış olsa da....
sol kolum daha kopmadı komutanım diyebilmekti bu aşk.....
Anayı Babayı Yari Yoldaşı bırakıp da ardına bakmadan gidebilmekti.....
Şimdi nerdeyiz ey Şehitlerim....
Gelinde bir görün....nerelerdeyiz......
Ne sevincimiz sevinç ne günümüz gün artık.....
Kanlı ellerin tuzu karışmış gözyaşlarımıza....
Doğru dürüst ağlayamıyoruz da arkanızdan....
Şimdi çanakkale de olmak vardı....
Siperlerde dualar etmek olmalıydı fikrimiz....
oysa siz oysa siz neler vermediniz ki Vatan uğruna...
Bir de bize bakın ne olur.....yaptıklarımıza......
İmandı size Vatanı sevdiren....
Allahdı...yollarınıza güller seren....
Şehadete koşmak...sevgililerin en büyüğüne....
Ya biz....
Biz nereye koşuyoruz.....
Kaçıyor muyuz ?.....
Kovalıyormu ?...
Galipmiyiz hayata....
Yoksa mağlup mu?


Bir zaman dilimi düşünün üç beş saniyede canlansın gözlerinizde....
Kazılmış bir kaç siper...Umutlarla sarılmış bir hayat....
ve Vatana aşık yüzlerce çift göz...Ve geri de kalanlar.....
Gözlerde yaş ve yine kırık umutlar.....
Biz onlara layık olamadık...
savaşın en azılı anlarında kılınan sabah namazlarına....
okunan dualara...o imana ve fedakarlığa layık olamadık....

Gecen yıl çanakkale gezimde gözlemlemiştim bir çoğunu...
Yolda Çanakkaleden çok şey beklediğimi söylemiştim oysa...
Arkadaşlarımdan biri güldü bana...
Çanakkale geçti gitti artık diye....
Haksız sayılmazdı....Biz kaybetmiştik o ruhu....
şehitlerimizi gece yarısı
seherlerde okuduğumuz Yasin-i Şerifin sayfalarına dahi koyamadık...
dualarımzıda bile bencil olduk.....

Çanakkale ile ilgili bir kitap tavsiye etmek istiyorum size...
"Vehbi Vakkasoğlu, Bir Destandır Çanakkale...."

Onlara Vatan sevgisini yazan....bizi onların ecdadı olmakla şereflendiren.....kalemlerin sultanına....
bu güzellikleri yazan kalemin kudretine emanet olun arkadaşlar
ve çanakkaleyi unutmayın....unutturmayın....



  

Faruk Şahin

Kategorilerim


    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı